User-agent: Mediapartners-Google* Disallow: google554754e3f9cbf4d4.html KÜLTÜR / SANAT ve SİYASET DÜNYASI - Blogcu



Texte alternatif




« Önceki |

16/12/2009

Değişen İklim ve Türkiye


Arslandereliler

Rize'nin Fındıklı ilçesi baraj protestolarıyla gündeme geldi

Birleşmiş Milletler tahminlerine göre Türkiye'nin iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek yerleri arasında Doğu Karadeniz ve Konya Ovası geliyor.

7-18 Aralık 2009 tarihleri arasındaki Kopenhag İklim Zirvesi dolayısıyla hazırladığımız İklim Değişimi ve Türkiye dizisinde BBC Türkçe Servisi'nden Aylin Bozyap, bu bölgeleri ziyaret etti, Kopenhag'a giden süreçte Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki konumunu araştırdı.

Birinci Bölüm: İklim ve Türkiye'nin statüsü

Ortalama sıcaklıklarda kaydedilen artış, Dünyayı gelecekte bunun olumsuz sonuçlarına karşı harekete geçmeye sevketti.

Türkiye bu alandaki en etkili belge olan ve sanayileşmiş ülkelerin gaz salımlarına sınırlama getirmek için somut adımlar atmasını öngören Kyoto Protokolü'ne Ağustos 2009'da imza attı.

Yani imzalanmasından 12, yürürlüğe girmesinden 4 yıl sonra... Türkiye Kyoto için bağlayıcı adımlar atması istenen ülkelerden biri değildi.

Şimdi ise dünya yeni bir çerçeve oluşturma hedefi doğrultusunda çalışıyor ve bu kez Türkiye'nin de aralarında olduğu pek çok gelişmekte olan ülke için Kyoto'ya göre farklı bir düzenleme gerektiği konuşuluyor.

Türkiye hem sera gazı salımında hem de bunun etkilerine mağduriyet açısından gitgide öne çıkması olası bir ülke.

Kişi başına salımlar AB'nin altında ama hızlı gelişmeyle beraber gaz salımları da hızla artıyor.

Bu bölümde Türkiye'nin iklim değişimi ve mücadele çabalarındaki durumunu tartışıyoruz.

Dinleyin Birinci bölümü dinleyin

İkinci Bölüm: Hidroelektrik santraller

Doğu Karadeniz

İklim değişimi bu tabloyu değiştirir mi?

Türkiye'nin İklim Değişikliği Birinci Ulusal Bildirimi'ne göre geleceğe yönelik yapılan simülasyonlar, yağışların Ege ve Akdeniz kıyılarında azalacağını, Karadeniz'de daha da artacağını gösteriyor.

Türkiye'nin özellikle Kopenhag İklim Zirvesi'nde temiz enerji olarak gündeme getirdiği bir enerji şekli, hidro elektrik santraller ya da kısa adıyla HES projeleri...

Aynı zamanda bu bölgede sıklıkla yaşanan ve can kayıplarına yol açan su taşkınları ve selleri önleme yolunda da bir çözüm olarak sunuluyor.

Ancak son yıllarda sayıları hızla artan ve yenilerinin yapılması planlanan bu santraller, Doğu Karadeniz'de herkesi memnun etmişe benzemiyor.

Dinleyin İkinci bölümü dinleyin

Üçüncü Bölüm: Konya Ovası ve kuraklık


BM simülasyonlarına göre, Türkiye için ortalama sıcaklık artışı, yüzyılın sonuna kadar 2 ila 3 santigrat derece olacak.

Tahminlere göre Türkiye'yi en çok etkileyecek sorunlardan biri kuraklık...

Üstelik, su sıkıntısı, Türkiye'nin bir çok bölgesinde şimdiden kendisini hissettirmekte.

Başta tarım olmak üzere birçok sektörde hızla artan talep dolayısıyla da bu sıkıntı artmakta.

Eşmekaya

Kuraklık artan bir tehlike

Özellikle 2007'de en sıcak yazı takiben görülen ciddi kuraklık, iç bölgelerde hala akıllarda. Özellikle de bir zamanlar Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Ovası'nda...

Son on yılda iklim değişikliğinin yanı sıra tarım sektöründeki bir takım yanlış uygulamalar sonucu onlarca göl kururken, bölge halkı ve doğal yaşam üzerinde çok ciddi etkileri oldu. Dizimizin üçüncü bölümünde Konya Ovası'nda bu etkileri gözlemliyoruz.

Dinleyin Üçüncü bölümü dinleyin

Dördüncü Bölüm: Türkiye'nin enerji seçenekleri

Türkiye iklim değişikliği ile mücadelede daha somut adımlar atabilmek için mali ve teknolojik mekanizmaların, fonların netleşmesini bekliyor.

Bu bölümde Türkiye'nin geliştirmeyi umduğu enerji proje ve hedeflerini ele alıyor, kurum ve kuruluşlara ne gibi görevler düştüğünü gözden geçiriyoruz. Bu konuda yerel düzeyde başlatılan inisiyatifleri ve eşgüdümüne dair formül önerilerini aktarıyoruz.

Ayrıca rüzgar, güneş ve nükleer gibi farklı kaynakları ve getirdiği olanakları tartışıyoruz

Dördüncü bölümü dinleyin

13/12/2009

Türkler nasıl Kürtleştirildi?

Türkler nasıl Kürtleştirildi?
Türkler nasıl Kürtleştirildi?
İdris-i Bitlisi'yi tanıyor musunuz? Ya 500 yıl geriye gittiğinizde Alevi Türkmenlerin kesildiğini... Türklerin nasıl Kürtleştirildiğinin hikayesi!

Soner Yalçın odatv'deki köşesinde Kürtler'in tarihiyle ilgili bir araştırma yazmış. Yalçın 500 yıl önce Alevi-Türkmenleri kesen bir Kürt olan İdris-i Bitlisi'yi anlatmış ve Kürtlerin her fırsatta ne çok zulüm çektik demelerini yalanlamış... Ama diyor ki 'Tarihi nereden başlatmak lazım. Kardeşlik şart"

İşte Soner Yalçın'ın o yazısı;

DTP TARİHTE KAÇ KEZ KURULDU?

Bazı Kürtlere göre “kahraman”; kimi Kürt aydınına göre “iblis”; Dersimli Kürtlere göre “hain”; Aleviler’e göre “cellat”; Doğulu şeyhlere/şıhlara göre ise “Mevlana Hakimüddin” idi…

Sünni Kürtleri, Alevi Türkmen Safeviler’in kılıcından Osmanlı’yla ittifak yaparak kurtaran İdris-i Bitlisi gerçekte kimdi? Türkleri nasıl Kürtleştirdi? DTP’nin kapatılmasıyla ne ilgisi vardı?

Çok gerilere gitmeyelim.

Selçuklular-Kürtler ilişkisi inişli çıkışlı oldu. Taraflar birbirinden pek hazzetmedi.

Kürtler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Dulkadiroğlu gibi Türk beylikleri himayesinde de pek mutlu olmadılar.

Kürtler, en çok Osmanlılar döneminde rahat ettiler.
Bunu sağlayan kişi ise İdris-i Bitlisi idi…
Gelin 500 yıl önceye gidelim.

Birinci perde

Fatih Sultan Mehmed’in ünvanı; “Sultanü’l-barrayn ve hakamül’l-bahrayn” idi; yani Anadolu, Rumeli ile Karadeniz-Akdeniz’in sultanı.
Fatih, Avrupa’nın sultanı olmak istiyordu. Bu nedenle yürüyüşü hep Batı’ya doğru oldu. Devrimciydi; hukuktan maliyeye; toprak üzerindeki siyasetinden güzel sanatlara kadar hep ilerici adımlar attı. Ali Kuşçu gibi alimlere önem verdi.
Fatih’in ölümünden sonra oğulları Cem ile Beyazıd arasında taht kavgası çıktı.
II. Beyazıd, Cem Sultan’a karşı halkın desteğini almak için Şeriatı hayatın merkezine koydu. Sarayın gerici unsurlarıyla ittifak yaptı. Çandarlı İbrahim gibi statükocu vezirleri tekrar saraya çağırdı. Babası zamanında yapılan sivil devlet kanunlarını daralttı; devletleştirilmiş emlak ve evkafı sahiplerine dağıttı. İtalyan ressamlarına yaptırılan Sarayın duvarlarındaki freskoları söktürdü.
Bu kısa bilgilerden sonra gelelim anlatacağımız olayın kahramanına: Yavuz Sultan Selim.
II. Beyazıd’ın oğluydu. Şehzadeliği döneminde Trabzon Valisi’ydi. Artık yaşlanan babasının atılgan olmamasına kızıyordu. Darbeyle babasının tahtını gasp etti. Osmanlı’nın Batı’ya yürüyüşünü Doğu’ya çevirdi…
Şimdi de olayın ikinci kahramanını tanıyalım: Şah İsmail.

İkinci perde

15’inci yüzyıl sonunda İran’da taht kavgaları başladı. Saltanatı Bayındır soyundan Safeviler ele geçirdi.
Devletin başına Erdebil Ocağı’ndan Şeyh Haydar’ın küçük oğlu Şah İsmail geçti. Şah İsmail aynı zamanda, “Hatayi” mahlasıyla Türkçe şiirler yazan bir şairdi. Türkmen’di. Kimine göre “Alevi” kimine göre “Şii” idi.
Anadolu Alevi Türkmenleri Şah İsmail’i kendi hükümdarları ve pirleri saydı/ hala da öyle sayarlar.
Buraya minik bir parantez açmalıyım:
Bu destek sadece inanç temelli değildi; Türkmenler yeni merkezileşmiş Osmanlı’ya karşı hoşnutsuzdular. Çünkü ne asker ne de vergi vermek istiyorlardı. İstedikleri kendi aşiret hukukları çerçevesinde göçebe hayata devamdı.
Hele hele özellikle Beyazıd döneminde Sünni İslamiyet’in Osmanlı resmi ideolojisine dönüşmesini kabullenmediler.
Bu nedenlerle de Şeyh Cüneyd-Şeyh Haydar döneminde Safeviler’e yakınlaştılar.
Safeviler Erdebil sufileri sayesinde Azerbaycan, Doğu Anadolu, Irak ve İran’da siyasi gücü ele geçirdiler.
Şah İsmail Azerbaycan dolaylarının hakimi Veziriazam Şemseddin Geylani’nin desteğiyle Akkoyunluları mağlup etti. Gözü Osmanlı topraklarındaydı.
1502-1507’de iki kez saldırıya geçti. Erciş, Ahlat, Diyarbakır, Mardin, Cizre, Musul, Bağdat’ı aldı. Sünni din adamlarının türbelerini yıktı. Bu hareketi Sünni Kürt aşiretlerinin tepkisini çekti…

Üçüncü perde

Ve gelelim yazımızın konusu olan kişiye: İdris-i Bitlisi.
Ailesi Bitlisli ve “Mevlana Hakimeddin” lakabıyla biliniyordu.
Babası tasavvuf ve tefsir konularına hakim Mevlana Şeyh Hüsameddin Ali-ül Bitlisi idi.
Ahmet Yesevi’nin yolundan yürüyen Seyyid Mehmet Nur Bahçi’den feyz almış; halifesi olmuş; şeyhi ölünce Nurbahçi tarikatını kurmuştu.
Bilginleri ve şairleri sevip koruyan Türkmen beyliği Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetinde “divan katibi” olarak görev yapmıştı. Sekiz kitabı vardı.
İdris-i Bitlisi böylesine önemli bir alimin oğlu olarak dünyaya geldi.
Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1452 - 1457 arasında doğduğunu yazabiliriz. Doğum yeri de muğlaktı; kimine göre Diyarbakır kimine göre Bitlis’ti. Kürt’tü.
Eğitimi babasından “İdrisiye Medresesi”nde aldı. Arapça, Farsça öğrendi.
Uzun Hasan başkentini Diyarbakır’dan Tebriz’e nakledince ailece oraya göçtüler.
Tebriz’de “Saray katipliği” yaptı. Ali Şir Nevai gibi alimlerle arkadaşlık kurdu. Şah İsmail’in 1501’de Akkoyunluları tarihten silmesine kadar sarayda görev yaptı. Ailesini koruyup kollayan Akkoyunluları yok ettiği için Şah İsmail’e düşman kesildi. Ve tabii bir düşmanlık nedeni ise Şah İsmail’in mezhebiydi.

İdris-i Bitlisi, Safevi tehlikesi konusunda II. Beyazıd’ı uyarmak için Osmanlı Sarayı’na kadar gitti. İyi karşılandı ama umduğunu bulamadı. Kendisine Arabistan kadıaskerliği gibi “bürokratik” bir görev verildi. Bir de resmi tarih yazıcılığı.
İdris-i Bitlisi’ye isteğini veren padişah Yavuz Selim oldu.
Yavuz Selim Trabzon Valiliği döneminde Safeviler’i tehlike olarak değerlendirmiş, babasını uyarmıştı.
Yavuz Selim tahta oturunca hemen İdris-i Bitlisi ile ittifak yaptı; Şah İsmail konusunda hemfikirdiler; yok edilmesi gerekiyordu.
Yavuz Selim sürekli kendine tehditkar mektuplar gönderen, “Anadolu halkının babasının müridleri olduklarını” yazan, Timur bozgunundan bahseden Şah İsmail’i susturmak istiyordu.
Kürtlerin desteğini almak için İdris-i Bitlisi’yi görevlendirdi.
İdris-i Bitlisi kısa sürede Sünni Kürtleri Osmanlı’nın yanına çekti.
Uzatmayalım…
20 Nisan 1514’te İstanbul’dan sefere çıkan Yavuz Selim, 24 Ağustos 1514’te Çaldıran’da Şah İsmail’i mağlup etti.
Bu savaş sonunda Kürt aşiretleri özel bir idareye tabii oldu. Kürt derebeyliğinin temeli atıldı. Bu ayrıntılara da girmeyip meselenin özüne gelelim: Türkler nasıl Kürtleştirildi?

Ve final

Çaldıran Savaşı’ndan sonra Yeniçeriler’in huzursuzluğu nedeniyle Amasya’ya dönen Yavuz Selim, Doğu Anadolu’da düzenin sağlanması görevini İdris-i Bitlisi’ye verdi.
İdris-i Bitlisi 25 Kürt aşiretini bir araya getirerek, onları -kendi üslubuyla yazarsak- “Kızılbaşların kökünü kazımaya teşvik etti.”
Hepsi, “Kızılbaş topluluklarına karşı kılıç darbesiyle cihat etme” yemini ettiler.
İdris-i Bitlisi kararı bildirmek için Amasya’ya Yavuz Selim’in yanına gitti.
Dedi ki, “Yüce amaç, Kızılbaşların topluluklarını parçalamaya ve birliğini darmadağın etmeye yol açacak tedbirleri almak olduğuna göre, bu durumda Sultanlık Sarayı’nın adamlarından, bütün yerli beylerin itaat edecekleri ve emirlerine boyun eğecekleri birinin tayin edilmesi daha iyi olur. Böylece bu iş en hızlı ve en iyi şekilde tamamlanır.”
O kişi Bıyıklı Mehmed Ağa oldu; Diyarbakır bölgesi Beylerbeyi yapıldı.
İdris-i Bitlisi memnundu.
Şakir Epözdemir gibi tarihçiler bakın ne yazıyor: “O dönemlerde Doğu ve Güneydoğu bölgesi baştanbaşa Kızılbaşların işgali altındaydı. Bölge insanı ve beyleri bu zulümden kurtulmak için İdris-i Bitlisi’yi beklemiştir.”
Bizim tarihçiliğimiz böyledir işte; neyse…
Gelelim sonuca…
İdris-i Bitlisi’nin Selim Şah-namesi’nde yazdığına göre “40 bin Kızılbaşın/Türkmen’in başı kesildi.”
Ve binlerce insan, Sünni Kürt kimliğine bürünerek katliamlardan kurtuldu.
Bu nedenledir ki, Nuri Dersimi, “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitabında İdris-i Bitlisi’yi “hain” olarak göstermektedir.
Günümüzde İdris-i Bitlisi hala tartışılmaktadır.
Bu yazının konusu benzer tartışmaları yinelemek değildir.
Ya da resmi ideoloji gereği “aslında Kürt yoktur onlar Türk’tür” demek hiç değildir.
Bakınız; kişi kendini hangi kimlikte görüyorsa öyledir. Türk, Kürt, Yahudi, Ermeni, Rum, Çerkez, Laz, Gürcü, Sünni, Alevi hepsi Türkiye Cumhuriyeti’nin saygın vatandaşlarıdır.
Bu yazının yazılma amacı şudur:
Bazı Kürt aydınları sık sık tv’lerde yakın tarihten örnekler veriyor ve nasıl eziyetlerle karşılaştıklarını anlatıyor. Söylediklerinin çoğu doğru.
Ama tarihi nereden başlatacağız?
500 yıl geriye gittiğinizde de Alevi Türkmenleri kesen, onlara “jenosid” uygulayan İdris-i Bitlisi’yi görürüz!
Evet empati şart. Kardeşliğe mecburuz.
Salt yaşanan acılar üzerinden siyasal rant elde etmeye çalışarak yarını inşa edemeyiz.
Sorunu kardeşlik temelinde çözülmesi isteniyor ise her türlü teröre övgüler düzmeye son vermek gerekiyor.
Artık beyaz sayfa açmak şarttır.
Bunu yapamazsak daha nice partiler kurulur ve kapatılır…

2/11/2009

Atatürk’ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı


Atatürk’ün soyağacı 85 yıl sonra yayımlandı

85 yıldır ortada görülmeyen ve Atatürk’ün akrabalarından Ahmet Esmen’in elinde bulunan bu soyağacı, NTV Tarih tarafından yayımlandı.

Soyağacı, başta Rıza Nur olmak üzere pek çok kişi tarafından Atatürk hakkında öne sürülen iddiaların niçin ciddiye alınmaması gerektiğini bir kez daha seriyor gözler önüne.

Mustafa Kemal’in ailesi hakkında öteden beri, neredeyse tamamı dedikodu niteliğinde olan ve itibarını zedelemeyi amaçlayan söylentiler ortaya atılmıştır. Mustafa Kemal’in, 1924 yılında Bayındırlık Bakanı olan kuzeni Süleyman Sırrı Bey ile birlikte hazırladığı soyağacı, bütün bu iddialara cevap niteliği de taşıyor.

Türkiye’de öteden beri Atatürk’le uğraşmanın en ucuz yollarından birisi, ailesi ile ilgili iddialar ortaya atmaktır. Bunlardan en ünlüsü ise Sağlık ve Eğitim Bakanlığı da yapan Dr. Rıza Nur tarafından ‘Hatıratım’da dile getirilmiştir. Cumhuriyet dönemi çalışan tarihçiler doğal olarak gülüp geçmişlerdir bu türden iddialara ama Atatürk’ü yıpratmayı yahut ismini zedelemeyi amaçlayanlar da bundan bir türlü vazgeçmemişlerdir.

İşte NTV Tarih Dergisi’nin Kasım sayısında ilk kez yayımlanan Atatürk’ün soyağacı, bu türden iddialara da cevap niteliği taşıyor. Derya Tulga ile Ayşegül Parlayan’ın imzasını taşıyan haber, Atatürk’ün soyağacı konusunda yapılan çalışmaların genel bir özetini de veriyor. Ancak, asıl önemli olan, 85 yıl sonra ilk kez yayımlanan bu soyağacının doğrudan Mustafa Kemal tarafından hazırlanması. Dergide yer alan bilgilere göre, Mustafa Kemal, kendisi gibi Hacı Abdullah Ağa’nın torununun torunu olan ve Cumhuriyet’in ilk Bayındırlık Bakanlığı görevini yürüten Süleyman Sırrı Bey ile birlikte oturup soyağacını hazırlamaya başlıyor.

Dergiden takip ediyoruz:

Mustafa Kemal hazırladı

“Zübeyde Hanım dahil aile büyüklerinin peşpeşe hayata veda etmeleri, belki de bu kararın alınmasını etkilemiştir. Çalışmada diğer kağıtlara göre katlamaya biraz daha dayanıklı olan ve tuval olarak da kullanılan beyaz keten resim kağıdı seçilir. İş bittikten sonra Gazi, Süleyman Sırrı’ya kendisinden sonra bu şecereyi muhafaza etmesini tembihler. Fakat o sırada zor şartlarda çalışan Süleyman Sırrı Bey, 51 yaşında vefat eder. Böylece şecere, Süleyman Sırrı’nın ilk evliliğinden olan kızı Gülseren Hanım’la oğlu Fikri Ziya Aral’a miras kalır. Yeni kuşakların eski yazıdan anlamadıkları için şikâyet etmeleri üzerine Aral, 1987’de bunu Latin alfabesine çevirir, yeni kuşakları ekler ve kısa süre sonra vefat eder. Gülseren Hanım’a kalan aile emaneti 2009’da onun da vefatıyla tek çocuğu Ahmet Esmen’in eline geçer.”

SOYAĞACININ BÜYÜK HALİNİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

Soyağacı Ahmet Esmen’de

Peki ama bu kadar kıymetli bir belge, nasıl olmuş da bugüne kadar kütüphane raflarında kalmıştır? Ahmet Esmen şöyle diyor:  “Durumu anlayabilecek yaşa geldiğimde annemle

babam beni karşılarına alıp, ‘Tesadüfler bu kıymetli insanla aynı soydan gelmene sebep oldu. Senin bunda hiçbir marifetin yok. Ayrıca hepsinden önemlisi, akrabalığın verdiği bir mesuliyet var’ dediler.”


MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

*******LÜTFEN İZLEYİN*********

Son Yazılar

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

Free Blog Content

'); cboxwin.document.write(''); cboxwin.document.write(''); cboxwin.document.write('Cbox needs frames!'); try { x = screen.width; y = screen.height; cboxwin.moveTo(Math.max((x/2)-80, 0), Math.max((y/3)-190)); } catch (e) {}; }

Arkadaşlarım

aycak

kahkaha

muratkurt

mansur

serapozturk

uygarradikal

malihaber

gulerresim

Blogcu Yardım

okumaca

fatoscb

ata1881

ling

mesale

gürkan adam

soymet

Kitap Özeti

ataberkakturk

pedogog

dilsizmutercim

bendekiben

yagmurzamani94

bizimalaniyi

enguzelgunler

ziranbula

erguvanlar

aagranur

dizimuzikleri

blogdenizi

azmavi

bergamut

aum

dizix

genchareket

yenigelengun

devirdaim

armutluyokusu

runilk

kenanyucel

gsligirl

E. Demirel

alternatifblog

kitapnehri

izmirliblogcu

kocaozu

dlra

rapistannn

diyetyemek

eskiminder

GÜRHAN GÜREL

bloghertelden

lazkolok

soyoz

baymadan

evrengol

sinlenbec

okubakim

ispirte

gayrak

barbibarbieoyunlari

iletisimcii

ruyatabirler

homelink

romankitapozetleri

Çizgi Film Oyunlari

cornelya

kurantevhidsunnet

kisamesaj

makyajvebakim

bolahenkk

altinfare

Orman İzcisi

Blogcu ile yapıldı
Destekliyorum

VİDEOLARIM

Google